25 Mart 2026 Çarşamba
Gündem 25 03 2026 10:39 4 dk okuma 2 okunma

Türkiye'nin İran Politikası: Jeopolitik Akıl ve Rejim Tartışmaları

Türkiye'nin İran politikası, rejim tartışmalarından çok jeopolitik akıl sınavı olarak değerlendiriliyor. Askeri müdahaleye karşı çıkmak rejim savunması değil, bağımsızlık ve denge kaygısıdır.

Türkiye'nin İran Politikası: Jeopolitik Akıl ve Rejim Tartışmaları

Son dönemde dünya genelinde dolaşan karabasanın zaman zaman ülkemize de yansıdığı gözlemleniyor. Soğuk Savaş’ın hayaletleri sanki üzerimizde dolaşıyor. İran üzerinden Türkiye'yi okumaya çalışan bazı Beyaz Türkler, eski ezberleri tekrar gündeme getiriyorlar.

Bir zamanlar solcular için kullanılan "Yürü Moskova'ya" sloganının yerini, Müslümanlar için "Haydi İran'a" söylemi aldı. Dünya ne kadar değişirse değişsin, küresel sistem neye evrilirse evrilsin, bu zihinsel kalıplar adeta derinin tuzlanmış hali gibi duruyor; tuz kalkınca deri kokmaya başlıyor. Bazı tartışmaların yanlış başlamasının sebebi işte bu zihinsel kalıplar.

Selim Kuneralp’in İddiaları ve Tepkiler

Ali Kemal’in Saint-Joseph Fransız Lisesi ve Londra Ekonomi Okulu mezunu torunu, eski diplomat Selim Kuneralp'in, ABD ve İsrail'in İran'a karşı ortak yürüttüğü operasyonlara ilişkin yaptığı ilginç çıkış, "Atatürkçüler neden molla rejimine destek veriyor?" sorusuyla eski Türkiye reflekslerini hatırlatıyor. Kuneralp konuyu "molla sevgisi" gibi basitleştirerek ele alıyor ve insanların böyle kodlanmış zihin haritalarıyla dünya çapında Türkiye'yi nasıl temsil edebildiği sorusunu gündeme getiriyor.

İran Tartışması: Rejim Değil Jeopolitik Akıl Sınavı

Konunun sadece Kuneralp ile sınırlı olmadığı, kamuoyundaki tartışmaların da sakat bir zihin haritasına dayandığı görülüyor. İran meselesi bir rejim tartışması olmaktan ziyade doğrudan jeopolitik bir akıl sınavıdır. Atatürkçülüğü İran’daki rejime mesafe koymakla tanımlamak, meseleyi basit bir ikiliğe indirger: Ya mollaları desteklersin ya da modernleşmeyi savunursun. Oysa küresel gelişmeler ve dünya bu kadar basit değil.

İran’a yönelik askeri baskıya karşı çıkmak, bir rejimi savunmak değil; bağımsız bir ülkenin dışarıdan dizayn edilmesine karşı durmaktır. Bu farkı göremeyenlerin aslında İran’ı değil, dünyayı yanlış okudukları anlaşılmalıdır.

Türkiye’nin Sekülerlik ve Egemenlik Öğretisi

Türkiye siyasetinin sekülerlik beğenisi üzerinden değil, egemenlik öğretisi olarak ele alınması gerekiyor. Bu yaklaşım, zihinsel bir tembellik olmadır. Milli Mücadele’ye haksızlık edenler, 1953’te CIA ve MI6 destekli darbeyle güçlenen Pehlevi rejimi ile Milli Mücadele kahramanlarını aynı potaya koyuyorlar ki bu idraksizliktir.

Atatürk ile Pehlevi’yi aynı cümlede, aynı çizgide göstermek, Türkiye’nin kurucu fikrini basitleştirmek ve aşındırmaktır. Burada sekülerliğin içini boşaltan bir Atatürk savunusu yapılmamakta; mesele kıyaslamaların doğru yapılmasıdır.

İran’a Karşı Askeri Müdahaleye Tepki

İran’a yönelik askeri müdahaleye karşı çıkanlara "molla sevici" damgası vurmak, tartışmayı sonlandırmak için kullanılan bir yöntemdir. Oysa bu itirazların temelinde savaş karşıtlığı, anti-emperyal refleks ve bölgesel denge kaygısı bulunmaktadır. Bunların hiçbiri rejim sevgisi anlamına gelmez.

Geçmişte ABD eliyle yürütülen emperyalist operasyonlarda Irak, Libya ve Suriye’de demokrasi, özgürlük ya da istikrar sağlanamadı. Bu açık tarihsel deneyim varken, İran için aynı senaryoya destek vermek artık iyi niyetle açıklanamaz; ya hafıza kaybı ya da ideolojik körlük söz konusudur.

İran’ın Jeopolitik Önemi

İran’a sadece "molla rejimi" gözüyle bakmak, haritayı küçültmek demektir. ABD yaptırımları altında olmasına rağmen Çin ile ekonomik ilişkiler kuran, İsrail ile örtülü bir savaş yürüten, Körfez dengeleriyle iç içe çok etnisiteli bir devlet olan İran’ın zayıflaması veya parçalanması, Güney Azerbaycan Türkleri başta olmak üzere birçok etnik grubu etkiler ve dolaylı olarak Türkiye sınırlarını da etkiler.

Bu sürecin esas meselesi rejim değil, haritanın yeniden çizilme ihtimalidir. Türkiye için en tehlikeli senaryo, İran’ın zayıflamasıyla yeni bir "Kürdistan jeopolitiği"nin sahaya sürülmesidir. Bunu görmeden yapılan İran tartışması satranç tahtasına dama kurallarıyla bakmak olacaktır.

“Ne İşimiz Var Orada?” Yaklaşımı ve Jeopolitik Gerçekler

Bu tartışmada bir diğer tanıdık refleks, "Ne işimiz var orada?" yaklaşımıdır. Dönemin CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun Suriye bağlamında dile getirdiği bu yaklaşım, devletlerarası ilişkileri "mesafe ahlakı" üzerinden okumak, güç ilişkilerini ise ikinci plana atmak anlamına gelir. Bu anlayış, hukuku güçten bağımsız saymak ve uluslararası sistemi sadece normlarla işleyen bir alan olarak görmek gibi eski Türkiye’nin jüristokrat aklını yansıtır.

Oysa yeni dünyada gerçek hukuk, güçle birlikte işler. Aksi halde metinler sadece iyi niyet temennisi olur.

Türkiye’nin Doğru Pozisyonu

Türkiye için doğru tavır şudur: İran rejimini eleştirebilirsin, ancak İran’ın parçalanmasına karşı çıkarsın; mollaları desteklemek zorunda değilsin, ama ABD-İsrail müdahalesine alkış tutamazsın; sekülerliği savunabilirsin, ama emperyal müdahaleyi "modernleşme" olarak yutturamazsın.

Sınırların ötesinde parçalanmış devletler yerine, öngörülebilir ve bütünlüğünü koruyan komşular Türkiye’nin çıkarınadır. Bugün bazı çevreler hâlâ Batı’ya yakınsa iyi, Batı’nın hedefindeyse kötü diye düşünüyor. Bu Soğuk Savaş’tan kalma zihinsel kalıptır ve artık işlememektedir.

Asıl sorun, Türkiye demokrasi aklını Batıcılığa indirgemek, anti-emperyalizmi küçümsemek, jeopolitiği görmezden gelmek ve tarihi seçmeci okumaktır. Gereken şey slogan değil, berrak bir akıldır. Türkiye vatandaşı olmak, İran düşmanı olmak demek değildir; savaş karşıtlığı ve molla seviciliği karıştırılmamalıdır.

Beyaz Türklerin kör noktalarına odaklanıp dünyayı 1990’ların diplomatik salonlarından okumaya çalışmak aymazlıktır. Unutulmamalıdır ki gerçek, çoğu zaman ideolojinin konforunu bozar ve "büyük Türkiye aklı" başkalarının yazdığı jeopolitik senaryolarda figuran olmayı reddetmelidir.

Özcan Ünlü / Haber7

Yapay Zeka Özeti

Haberin ana noktalarını hızlıca anlamanıza yardımcı olan yapay zeka destekli özet

Türkiye'nin İran politikası, rejim eleştirilerinden ziyade jeopolitik bir akıl sınavı olarak görülüyor. Askeri müdahaleye karşı çıkanların savaşa karşı olduğu ve bölgesel dengeleri önemsediği vurgulanıyor. İran'ın zayıflaması bölgesel etnik ve sınır güvenliği sorunlarını tetikleyebilir. Türkiye'nin doğru tutumu, rejimi eleştirirken dış müdahaleye karşı çıkmaktır.

Paylaş:
Fatma Korkmaz

Fatma Korkmaz

Haber Editörü

Deneyimli haber editörü ve yazar. Uzun yıllardır haber dünyasında yer almakta ve güncel gelişmeleri takip etmektedir.

Yorumlar

Google ile Yorum Yap

Yorum paylaşabilmek için Google hesabınızla giriş yapmanız gerekiyor. Giriş yaptıktan sonra yorumunuz otomatik olarak adınız ve profil fotoğrafınızla yayınlanacaktır.

Giriş yapma butonuna bastığınızda Google hesabınıza yönlendirileceksiniz. Yetkilendirme sonrasında bu sayfaya geri döneceksiniz.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!