3 Nisan 2026 Cuma
Dünya 03 04 2026 01:49 4 dk okuma 4 okunma

STRATCOM Zirvesi 2026'da Türkiye'nin Küresel Kriz Yönetimindeki Rolü ve Sorumluluğu

STRATCOM Zirvesi 2026'da Türkiye'nin küresel kriz yönetimindeki rolü ve sorumluluğu ele alındı. Türkiye, diplomasi ve insani yardımda aktif bir aktör olarak öne çıkıyor.

STRATCOM Zirvesi 2026'da Türkiye'nin Küresel Kriz Yönetimindeki Rolü ve Sorumluluğu

Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu (ECRI) Üyesi ve Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Nihal Eminoğlu'nun moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde, Lübnan Parlamento Üyesi Halima Kaakour, Bosna Hersek Milletvekili Rejhane Dervisević, Libya Devlet Yüksek Konseyi Üyesi Majda Alfallah, Forward Thinking'den Cecily Bayliss ve AK Parti İstanbul Milletvekili Sena Nur Çelik Kanat konuşmacı olarak yer aldı.

Panelde konuşan Kanat, STRATCOM Zirvesi'nin doğru zamanda ve yerde yapıldığını vurgulayarak, organizasyonda emeği geçenlere teşekkür etti. Birçok küresel krizle karşı karşıya olunan bu dönemde bir araya gelmenin önemine dikkat çeken Kanat, krizlerin özellikle kadınlar üzerindeki etkisine işaret etti.

Uluslararası Düzenin Çöküşü ve Meşruiyet Krizi

Kanat, uluslararası düzenin çöküşünün en kritik kriz olduğunu belirterek, savaşlar, kitlesel vahşetler ve insani felaketlerin önlenmesinde başarısızlık yaşandığını ifade etti. Ukrayna işgalinden, İsrail'in Gazze'deki eylemlerine, Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşim genişlemesinden Lübnan'da zorla yerinden edilen bir milyon insana ve İran ile süregelen savaşa kadar sistemin savunduğu ilkeleri koruyamadığını dile getirdi. Tek taraflılığın artışı, Güvenlik Konseyi'nin işlevsizliği ve uluslararası hukukun seçici uygulanmasının derin bir meşruiyet krizine yol açtığını vurguladı.

Gazze'nin bu durumun en açık örneği olduğunu belirten Kanat, uluslararası toplumun eylemsizliğinin tarihin ilk canlı yayınlanan soykırımına zemin hazırladığını söyledi. Bu tablo, uluslararası sistem ve Batı'nın ahlaki çöküşünü gözler önüne serdiğini ekledi.

Krizlerin En Ağır Bedelini Kadınlar ve Çocuklar Ödüyor

Küresel krizler nedeniyle yerinden edilenlerin %75'inden fazlasının kadınlar ve çocuklar olduğunu hatırlatan Kanat, kriz dönemlerinde kadınlara yönelik şiddetin küresel ortalamanın yaklaşık iki katına çıktığını belirtti. Gazze'de kadınların temel sağlık hizmetlerine erişmeden bombardıman altında doğum yapmak zorunda kaldığını, annelerin 20.000 çocuğunu kaybettiğini ve bölgede en fazla ampüte çocuğun yaşadığını anlattı.

Kuşatma, açlık ve yerinden edilme koşullarına rağmen kadınların ailelerini hayatta tutmak için mücadele ettiğini ifade etti. Ayrıca krizlere verilen yanıtların eşitsizlikleri ve çok katmanlı ayrımcılığı göz önünde bulundurması gerektiğinin altını çizdi. Örneğin, Avrupa'daki Müslüman kadınların çoklu ayrımcılığa maruz kaldığını ve bu durumun Ukraynalı ve Suriyeli mültecilere yönelik eşitsiz yaklaşımlarda açıkça görüldüğünü aktardı.

Irkçılık ve Nefret Söylemleriyle Mücadele

Kanat, dünya genelinde ırkçılık ve hoşgörüsüzlüğün, özellikle İslam, Yahudi ve göçmen karşıtı nefret söylemi ve suçlarının rekor seviyelere ulaştığını belirterek, bu eğilimlere karşı güçlü ve koordineli küresel mücadele yürütülmesi gerektiğini söyledi. Toplumda yayılan insan dışılaştırmanın toplumsal uyumu zedelemekle kalmayıp, başka coğrafyalardaki acıların görmezden gelinmesine yol açtığını dile getirdi.

Batı'daki bazı çevrelerin kadınların özgürleşmesi söylemini savaşlara meşruiyet kazandırmak için kullandığını eleştiren Kanat, bu yaklaşımın Afganistan, Irak ve şimdi İran bağlamında tekrarlandığını söyledi. Kadınların dış müdahaleyle kurtarılmayı bekleyen pasif mağdurlar olarak görülmesinin sömürgeci ve oryantalist zihniyet olduğunu ve bunu ilk reddetmesi gerekenlerin kadın liderler olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin Suriye Krizindeki Diplomasisi

Kanat, Türkiye'nin küresel istikrarsızlıkla mücadelede en açık katkısının Suriye krizi olduğunu belirtti. Çatışmanın ilk günlerinden itibaren şiddetin sona erdirilmesi için yoğun diplomatik çaba harcadığını anlattı. Batı'nın önemli bir bölümünün Suriye mülteci krizine sınır güvenliği ve iç siyasi kaygılar perspektifiyle yaklaştığını, geri gönderme vakalarının kayda geçtiğini ve mültecilerin güvenlik tehdidi olarak görüldüğünü ifade etti.

Türkiye'nin ise milyonlarca mülteciyi kabul ederek siyasi, ekonomik ve toplumsal risk üstlendiğini, bu kararın kolay veya popüler olmadığını ancak insani ve vicdani bir tercih olduğunu belirtti. Muhalefetin mültecilerin yaşadığı acıları seçim malzemesi yapmasına rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın insanlığı tercih ettiğini, provokasyonlara teslim olmadan ilkeli bir duruş sergilediğini aktardı.

Türkiye'nin Küresel Krizlere Yaklaşımı

Kanat, Türkiye'nin kadınlar ve kız çocuklarının korunması, ihtiyaçlarının gözetilmesi ve toplumsal entegrasyonlarının desteklenmesi konusunda politikalar geliştirdiğini belirtti. Ayrıca Türkiye'nin krizlere diplomasi, arabuluculuk ve insani yardımı bir arada sunan bir modelle yanıt verdiğini anlattı.

Türkiye'nin Ermenistan-Azerbaycan, Somali-Etiyopya, Rusya-Ukrayna ve Pakistan-Afganistan arasındaki krizlerde arabulucu ve köprü kurucu rol üstlendiğini, bu çabaların bölgesel ve küresel barış ile güvenliğe önemli katkılar sağladığını söyledi. Böylece Türkiye'nin gerilimleri azaltabilen, diplomatik kanalları yeniden açabilen ve siyasi çözümler için alan yaratabilen bir istikrar unsuru haline geldiğini ifade etti.

Türkiye'nin Suriye ve Libya'da toprak bütünlüğünü, güvenlik sektörü reformunu, kurumsal toparlanmayı ve ulusal yeniden inşa süreçlerini desteklediğini; Sudan ve Yemen'de iç bütünlüğün korunması için çalıştığını; Somali'de ise uzlaşıyı destekleyerek ayrıştırıcı dinamiklere karşı durduğunu belirtti.

Rohingya'dan Filistin'e kadar büyük insani krizlerde aktif rol üstlenen Türkiye'nin insani yardım alanında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğunu, Ukrayna'da Karadeniz Tahıl Girişimi'ne aracılık ederek küresel gıda güvenliği krizinin derinleşmesini önlediğini söyledi.

Uluslararası Sistem Reformu ve Türkiye'nin Çağrısı

Kanat, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Türkiye'nin "Dünya beşten büyüktür" çağrısı doğrultusunda uluslararası sistemin reformunu diplomasinin temel unsuru haline getirdiğini belirtti. Uluslararası hukukun, barışın ve hesap verebilirliğin daha adil, temsil gücü yüksek ve tutarlı bir şekilde tesis edilmesini talep ettiğini aktardı.

Son olarak, Kanat, Türkiye'nin derinleşen krizler çağında sorumluluk üstlenen, adaleti savunan ve barış için hareket eden bir aktör olmaya devam ettiğini ifade etti. Ayrıca, bölgesel barış için Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır'ın diplomatik zirve hazırlıkları önem taşımaktadır.

Türkiye'nin Ortadoğu'daki krizlere yönelik aktif diplomasi ve denge politikaları, İsrail’in yayılmacı planlarına karşı yürüttüğü diplomatik çabalar ile de desteklenmektedir.

Yapay Zeka Özeti

Haberin ana noktalarını hızlıca anlamanıza yardımcı olan yapay zeka destekli özet

STRATCOM Zirvesi 2026'da Türkiye'nin küresel krizler karşısındaki rolü ve sorumluluğu panelde değerlendirildi. Türkiye, Suriye krizinden başlayarak diplomasi, arabuluculuk ve insani yardım alanlarında önemli katkılar sunuyor. Kadınların krizlerden en çok etkilendiği vurgulanırken, uluslararası sistemin reformu için Türkiye'nin çağrısı öne çıktı.

Paylaş:
Ahmet Yılmaz

Ahmet Yılmaz

Haber Editörü

Deneyimli haber editörü ve yazar. Uzun yıllardır haber dünyasında yer almakta ve güncel gelişmeleri takip etmektedir.

Yorumlar

Google ile Yorum Yap

Yorum paylaşabilmek için Google hesabınızla giriş yapmanız gerekiyor. Giriş yaptıktan sonra yorumunuz otomatik olarak adınız ve profil fotoğrafınızla yayınlanacaktır.

Giriş yapma butonuna bastığınızda Google hesabınıza yönlendirileceksiniz. Yetkilendirme sonrasında bu sayfaya geri döneceksiniz.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!