2 Mart 2026 Pazartesi
Dünya 02 03 2026 10:22 4 dk okuma 3 okunma

Hamaney Suikastı Uluslararası Düzenin Çöküşünü Gözler Önüne Serdi

ABD ve İsrail'in Hamaney suikastı, uluslararası hukukun ve devlet egemenliğinin çöküşünü gözler önüne serdi. Bu operasyon, küresel düzenin normatif krizini sembolize ediyor.

Hamaney Suikastı Uluslararası Düzenin Çöküşünü Gözler Önüne Serdi

Tarih boyunca kritik kırılma noktaları çoğu zaman geriye dönük analizler sayesinde netleşir. Ancak bazı olaylar, yaşandıkları anda bile sistemde köklü bir dönüşümün sinyallerini verir. 28 Şubat sabahı gerçekleşen operasyon da bu türden bir dönemeçtir.

ABD ve İsrail'in eş zamanlı olarak İran'a yönelttiği askeri müdahaleler kapsamında Tahran'ın kalbine yapılan saldırılar, 86 yaşındaki dini ve siyasi lider Ali Hamaney ile ailesinin hayatını sona erdirmekle kalmamış, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan ve "kurallara dayalı uluslararası düzen" söylemiyle meşrulaştırılan sistemin normatif iddiasını da fiilen geçersiz kılmıştır. Bu operasyon, sıradan bir suikastın ötesinde, devlet egemenliği, güç kullanma yasağı ve sivillerin korunması gibi uluslararası hukukun temel ilkelerini doğrudan ihlal eden bir nitelik taşımaktadır. Bu bağlamda, İspanya Başbakanı Sanchez'in ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarına yönelik sert eleştirileri dikkat çekmektedir.

Egemenlik ve Hesap Verebilirlik Sorunu

Hamaney’in ideolojik çizgisiyle uyuşmazlık içinde olunsa da, tartışmanın odağında bireysel bir figür değil, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin işlevsizliği altında bir devletin egemenlik alanının askeri güçle ihlal edilmesi bulunmaktadır. Burada asıl mesele, bir insanın ve ailesinin yoğun bombardımana maruz bırakılmasıdır. Daha temel olarak ise, uluslararası sistemde hesap verebilirlik ilkesinin fiilen askıya alınmasıdır. Güçlü aktörlerin yaptırımla karşılaşma riski olmadan öldürebilmesi, sistemsel bir çözülmenin göstergesidir.

Venezuela Örneği ve Uluslararası Sistemdeki Boşluk

Bu gelişmeleri sadece anlık olaylarla açıklamak yanıltıcı olur. Geçmişte Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun ABD operasyonuyla evinden kaçırılması dikkat çekici bir örnek olarak öne çıkmaktadır. Seçilmiş bir devlet başkanının, diplomatik dokunulmazlık ve egemenlik ilkelerine rağmen hedef alınması, uluslararası kamuoyunda yaptırımsız kalmıştır. Bu ihlal, münferit bir vaka olmaktan çıkarak, benzer girişimlerin önünü açan emsal teşkil etmiştir.

Uluslararası siyasetin doğası boşluk kabul etmez; cezalandırılmayan her güç kullanımı, daha cesur eylemleri tetikler. Maduro vakası, uluslararası sistemin tepkiselliğini ölçen bir ön test işlevi görürken, Tahran’a yönelik saldırı bu testin başarıyla geçildiğinin ilanı olmuştur. Tarihte de benzer dinamikler görülmüştür: 1930’larda Milletler Cemiyeti’nin İtalya’nın Etiyopya işgaline verdiği zayıf tepki, Almanya’nın yayılmacı politikalarının önünü açmıştır.

Uluslararası Hukukun Erozyonu

Soğuk Savaş sonrası kurallara dayalı uluslararası düzen söylemi, Birleşmiş Milletler Şartı'na bağlılık, güç kullanımının meşru müdafaa ya da Güvenlik Konseyi kararıyla sınırlandırılması, devlet egemenliğine saygı ve diplomatik çözüm önceliği gibi normatif ilkelere dayanır. Ancak pratikte bu ilkelerin seçici uygulandığı görülmektedir. Büyük güçler ve müttefikleri söz konusu olduğunda normlar esnetilmiştir.

1999 Kosova müdahalesi BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan gerçekleşmiş, 2003 Irak işgali ise kitle imha silahları iddialarının doğrulanmamasına rağmen sürdürülmüştür. Hedefli öldürme programları, insansız hava araçlarıyla suikastlar ve sınır ötesi infazlar, uluslararası hukukun normatif metni ile fiili uygulama arasındaki uçurumu sistematik hale getirmiştir. Artık söz konusu olan norm ihlali değil, normun işlevsizleşmesidir.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Netanyahu hakkında çıkardığı tutuklama müzekkeresi fiili bir sonuç doğurmamakta ve evrensel hukuk iddiasının seçici doğasını açığa çıkarmaktadır. Hukuk yalnızca belirli aktörler için bağlayıcıysa, evrensel olmaktan çıkar ve güç aracına dönüşür.

Asimetrik Tepkiler ve Çifte Standartlar

Bu tabloya küresel sistemin geri kalanının zayıf tepkileri eklendiğinde, yapısal asimetri daha belirgin hale gelir. Büyük güçler dışındaki devletlerin dağınık ve etkisiz itirazları, sistemin kimin güvenliğini garanti altına almak üzere tasarlandığını göstermektedir. Uluslararası düzen, normatif eşitlik iddiasına rağmen fiilen hiyerarşik bir güvenlik mimarisi oluşturmaktadır.

Operasyonu gerçekleştiren aktörlerin aynı zamanda uluslararası normların en güçlü savunucuları olması, yüzeyde bir çelişki gibi görünse de aslında güç merkezli bir normatif mimarinin tutarlı sonucudur. Zayıf aktörler normlarla sınırlandırılırken, güçlü aktörler normların kapsamını ve yorumunu belirler. Bu mantık tarihsel değilse de bu denli açık ve savunmasız uygulanması, sistemsel bir eşiğin aşıldığını göstermektedir.

Batılı başkentlerin ve medya organlarının kullandığı dil de bu çerçevenin bir parçasıdır. "Tehdit bertarafı" ya da "istikrarsızlaştırıcı unsurun ortadan kaldırılması" gibi ifadeler, sivil kayıpları görünmez kılarak operasyonu güvenlik söylemi içinde meşrulaştırmaktadır. Benzer eylemler başka devletler tarafından yapıldığında ise dil hızla "devlet terörü" ya da "uluslararası hukukun ihlali" olarak değişmektedir. Bu epistemik çifte standart, sadece söylemsel değil; kolektif ahlaki muhakemeyi yönlendiren yapısal bir çarpıtma mekanizmasıdır.

Sembolik Boyut ve Tarihsel Anlam

Operasyonun Ramazan ayında gerçekleştirilmesi de sembolik bir boyut taşır. İslam inancında bu dönem çatışmanın askıya alınmasını ve manevi arınmayı temsil eder. Bu zaman diliminde yapılan suikast, yalnızca siyasi değil, kültürel ve dini bir mesaj da içermektedir. Uluslararası kamuoyunun bu boyutu kayda değer bulmaması, hangi acıların evrensel kabul gördüğü ve hangi kayıpların önemsiz sayıldığı sorusunu derinleştirir.

Sonuç olarak, söz konusu suikast tek bir liderin tasfiyesi olmaktan öte, uluslararası hukukun bağlayıcılığının fiilen askıya alındığı, egemenlik ilkesinin güç karşısında eridiği ve normatif düzen iddiasının inandırıcılığını yitirdiği tarihsel bir dönemeçtir. Uluslararası sistemdeki kriz artık teorik bir tartışma değil, açık bir yapısal çözülmedir. Bu konuda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Orta Doğu'daki gerginliği sonlandırmak için acil müzakere çağrısı önemli bir perspektif sunmaktadır.

Yapay Zeka Özeti

Haberin ana noktalarını hızlıca anlamanıza yardımcı olan yapay zeka destekli özet

28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran lideri Ali Hamaney'e yönelik saldırısı, uluslararası hukukun temel ilkelerinin ihlal edildiğini ve devlet egemenliğinin askıya alındığını gösterdi. Bu olay, uluslararası düzenin normatif iddialarının işlevsizleştiği ve büyük güçlerin seçici uygulamalarla sistemi şekillendirdiği bir dönemeçtir. Ayrıca, operasyonun Ramazan ayında yapılması sembolik bir mesaj taşımaktadır.

Paylaş:
Ahmet Yılmaz

Ahmet Yılmaz

Haber Editörü

Deneyimli haber editörü ve yazar. Uzun yıllardır haber dünyasında yer almakta ve güncel gelişmeleri takip etmektedir.

Yorumlar

Google ile Yorum Yap

Yorum paylaşabilmek için Google hesabınızla giriş yapmanız gerekiyor. Giriş yaptıktan sonra yorumunuz otomatik olarak adınız ve profil fotoğrafınızla yayınlanacaktır.

Giriş yapma butonuna bastığınızda Google hesabınıza yönlendirileceksiniz. Yetkilendirme sonrasında bu sayfaya geri döneceksiniz.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!